Peri bacaları rüzgârın etkisiyle mi oluşmuştur ?

RAM

New member
Peri Bacaları Gerçekten Rüzgârın Etkisiyle mi Oluşmuştur?

Kapadokya denince benim aklıma ilk gelen görüntülerden biri, gökyüzüne doğru yükselen o tuhaf, bazen mantara bazen de masallardaki bir kaleye benzeyen peri bacaları oluyor. İlk kez fotoğraflarını gören birinin “Bunları gerçekten rüzgâr mı yaptı?” diye sorması son derece doğal. Hatta bu sorunun cevabı, ilk bakışta düşündüğümüzden biraz daha karmaşık. Çünkü peri bacalarının ortaya çıkışında rüzgârın rolü var ama onları yalnızca rüzgârın oluşturduğunu söylemek jeolojik açıdan eksik kalıyor.

Kapadokya’daki bu oluşumlar, milyonlarca yıllık volkanik faaliyetlerin ardından meydana gelen kaya tabakalarının su, rüzgâr, sıcaklık değişimleri ve diğer aşındırıcı süreçlerle şekillenmesi sonucunda ortaya çıkmış. UNESCO da Göreme ve Kapadokya kaya alanlarını, erozyon tarafından biçimlendirilmiş volkanik bir peyzaj olarak tanımlıyor. UNESCO World Heritage Centre+1

Bence burada ilginç olan nokta şu: Aynı doğal süreçler farklı toplumlarda birbirinden çok farklı hikâyeler doğurabiliyor. Bir yerde kaya sütunları bilimsel bir jeomorfoloji konusu olurken başka bir yerde kutsal mekân, efsane, turizm simgesi veya yerel kimliğin parçası hâline gelebiliyor.

Peri Bacalarının Oluşumunda Asıl Rolü Kim Oynuyor: Rüzgâr mı, Su mu?

Öncelikle “peri bacası” dediğimiz yapıların temelinde volkanizma bulunuyor. Kapadokya'nın jeolojik geçmişinde Erciyes, Hasan Dağı ve Göllüdağ çevresindeki volkanik faaliyetler çok önemli. Milyonlarca yıl önce gerçekleşen püskürmeler sonucunda geniş alanlara kül, tüf ve başka volkanik malzemeler yayıldı. Zaman içerisinde bu malzemeler kalın tabakalar oluşturdu. Araştırmalar, Kapadokya'daki ignimbritlerin oluşumunun Geç Miyosen dönemine, yaklaşık 10 milyon yıl öncesine kadar uzandığını ortaya koyuyor. ScienceDirect

Sonrasında sahneye erozyon çıktı.

Ancak erozyon deyince sadece rüzgârı düşünmemek gerekiyor. Özellikle yağmur ve yüzeysel akış, yumuşak volkanik tüflerin aşınmasında önemli rol oynuyor. Daha dirençli kaya parçalarının altında kalan yumuşak malzeme daha hızlı aşındığında, üstteki sert bölüm adeta doğal bir şapka gibi altındaki kısmı koruyabiliyor. Böylece sütun biçimli yapılar zaman içinde belirginleşiyor.

Türkiye'deki UNESCO kaynaklarında da peri bacalarının oluşumunda su ve rüzgârın birlikte etkili olduğu, volkanik tüflerin farklı dirençlere sahip katmanlarının aşınmasıyla karakteristik şekillerin meydana geldiği belirtiliyor. UNESCO Türkiye+1

Dolayısıyla “Peri bacalarını rüzgâr oluşturdu” demek tamamen yanlış değildir; fakat “sadece rüzgâr oluşturdu” demek doğru değildir.

Aslında daha doğru ifade şöyle olur: Peri bacalarının jeolojik altyapısını volkanizma hazırlamış, farklı dirençteki kayaçların seçici aşınması ise onları bugünkü şekillerine yaklaştırmıştır. Bu aşınmada su ve rüzgâr başta olmak üzere çeşitli doğal süreçler birlikte rol oynamıştır.

Rüzgâr Neden Bu Kadar Çok Anılıyor?

Rüzgârın etkisini küçümsememek gerekiyor. Özellikle kurak ve yarı kurak bölgelerde rüzgâr, yüzeydeki gevşek parçacıkları taşıyarak kayaların aşınmasına katkıda bulunabiliyor. Ayrıca uzun zaman aralıklarında rüzgârın taşıdığı kum ve toz parçacıkları kaya yüzeylerini aşındırabiliyor.

Fakat Kapadokya örneğinde rüzgârı tek başına “heykeltıraş” olarak görmek fazla basitleştirici olur.

Burada benim dikkat çekici bulduğum şey, doğadaki süreçlerin aslında bir ekip çalışması gibi işlemesi. Volkanizma malzemeyi hazırlıyor, tektonik hareketler araziyi şekillendiriyor, yağmur ve yüzey suları yumuşak bölümleri aşındırıyor, rüzgâr yüzeydeki parçacıkların taşınmasına katkı sağlıyor ve zaman bütün bu süreçleri inanılmaz büyük bir ölçekte birleştiriyor.

Bilimsel araştırmalar da Kapadokya peri bacalarının farklı aşınma evrelerinde farklı oranlarda erozyona uğradığını gösteriyor. Sarıkaya, Çiner ve Zreda'nın çalışmasında peri bacalarının başlık, gövde ve sonraki evrelerinde aşınma hızlarının birbirinden farklı olduğu ortaya konulmuş. ScienceDirect

Bu durum bize önemli bir şey söylüyor: Peri bacaları tamamlanmış ve değişmez yapılar değil. Onlar hâlâ oluşuyor, aşınıyor, küçülüyor ve bazıları zaman içinde ortadan kalkıyor.

Dünyanın Başka Yerlerinde de “Peri Bacaları” Var mı?

Burada kültürler arası karşılaştırma oldukça ilginç hâle geliyor.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Bryce Canyon'da “hoodoos” adı verilen ve görünüş olarak Kapadokya'daki peri bacalarını hatırlatan kaya sütunları bulunuyor. Fakat bunların oluşum mekanizması Kapadokya ile tamamen aynı değil.

ABD Ulusal Park Servisi'ne göre Bryce Canyon'daki hoodooların oluşumunda donma-çözülme döngüleri, yağış ve kimyasal aşınma büyük önem taşıyor. Kaya çatlaklarına giren suyun donmasıyla hacmi genişliyor ve kaya parçalanıyor. Bu süreç tekrarlandıkça duvarlar, pencereler ve sonunda sütun biçimli hoodoolar ortaya çıkıyor. Ulusal Park Servisi+1

Bu örnek bence “aynı görüntü = aynı oluşum” şeklindeki düşüncenin neden yanıltıcı olduğunu çok güzel gösteriyor.

Kapadokya'da volkanik tüf ve farklı dirençteki volkanik kayaçlar belirleyiciyken Bryce Canyon'da kireçtaşı ağırlıklı kayaçlar ve donma-çözülme süreci öne çıkıyor. Ulusal Park Servisi+1

Yani dünyanın farklı yerlerinde insanlar birbirine benzeyen kaya oluşumlarını görebiliyor ama doğa o şekilleri farklı “tariflerle” üretebiliyor.

Bu noktada şu soruyu sormak ilginç değil mi?

Bir kaya oluşumunun görüntüsü mü önemlidir, yoksa o görüntüyü ortaya çıkaran milyonlarca yıllık süreç mi?

Farklı Kültürler Aynı Kayalara Neden Farklı Anlamlar Yüklüyor?

Doğal peyzajların kültürel anlam kazanması yalnızca Kapadokya'ya özgü değil.

İnsanlar tarih boyunca sıra dışı kaya oluşumlarına anlam yüklemiş. Bunun nedeni oldukça anlaşılır: İnsan zihni olağan dışı biçimleri hikâyelerle açıklamaya eğilimli. İnsan, hayvan, dev, kule veya başka nesnelere benzeyen kayalar gördüğümüzde onları yalnızca jeolojik nesneler olarak algılamıyoruz.

Kapadokya'da da peri bacalarının çevresindeki doğal peyzaj ile insan yaşamı birbirinden ayrılmaz hâle gelmiş. UNESCO'nun belirttiği gibi bölge yalnızca doğal oluşumlarıyla değil, kayalara oyulmuş ibadet mekânları, yerleşimler, yeraltı şehirleri ve geleneksel yaşam alanlarıyla birlikte olağanüstü bir kültürel peyzaj oluşturuyor. UNESCO World Heritage Centre