Aleviler hangi takımı tutuyor ?

Kaan

New member
Aleviler Hangi Takımı Tutuyor? Tribünde Kimlik Arayanların Komik Yolculuğu

Geçenlerde bir arkadaş ortamında biri gayet ciddi bir yüz ifadesiyle, “Peki Aleviler en çok hangi takımı tutuyor?” diye sordu. Masada birkaç saniyelik sessizlik oluştu. Sonra biri, “Herhalde VAR sisteminden memnun olmayan takımı...” dedi ve kahkahalar koptu.

Aslında bu soru yıllardır farklı ortamlarda soruluyor. Kimi zaman meraktan, kimi zaman önyargılardan, kimi zaman da insanların her topluluğu tek bir kalıba yerleştirme alışkanlığından dolayı. Fakat iş futbol taraftarlığına gelince gerçek hayat, sosyal medyadaki kısa ve kesin cevaplardan çok daha karmaşık ve çok daha eğlenceli.

Bir Topluluğun Tek Takımı Olabilir mi?

Kısa cevap: Hayır.

Aleviler, Türkiye'nin farklı şehirlerinde yaşayan, farklı ekonomik geçmişlere, eğitim düzeylerine, mesleklere ve siyasi görüşlere sahip milyonlarca insandan oluşan geniş bir topluluktur. Böyle bir topluluğun tamamının aynı takımı tutması zaten matematiksel olarak bile zor görünür.

Düşünsenize...

Sivas'ta büyüyen bir Alevi genç,

İzmir'de yaşayan bir Alevi öğretmen,

İstanbul'da çalışan bir Alevi mühendis,

Almanya'da yaşayan bir Alevi iş insanı...

Bu insanların aynı futbol takımına gönül vermesi gerektiğini söylemek ne kadar mantıklı olurdu?

Futbol sevgisi çoğu zaman aileden, mahalleden, arkadaş çevresinden ve yaşanılan şehirden etkileniyor. İnsanlar çoğunlukla dedesinden, babasından, annesinden, ablasından veya çocukluk arkadaşlarından gördükleri takımlara yöneliyor.

Yani tribünlerdeki tercihleri belirleyen şey çoğu zaman inanç kimliği değil, sosyal çevre oluyor.

Mahalle Faktörü: Futbolun Gizli Teknik Direktörü

Futbol sosyolojisi üzerine yapılan araştırmalar, taraftarlığın büyük ölçüde sosyal çevre yoluyla aktarıldığını gösteriyor.

Mesela çocukken herkesin Galatasaraylı olduğu bir mahallede büyüyen biri için farklı bir takımı seçmek bazen transfer döneminde rakip kulübe gitmek kadar zor olabiliyor.

Bir arkadaşım anlatmıştı:

“Ben Beşiktaşlı olmak istemiyordum. Ama mahalledeki sekiz arkadaşım Beşiktaşlıydı. Her maçtan sonra iki saat futbol konuşuyorlardı. Sonunda ben de Beşiktaşlı oldum.”

Bu hikâyede dikkat çekici olan şey şu:

Kimse çocuğa önce mezhebini, etnik kökenini veya dünya görüşünü sormuyor.

İlk soru genellikle şu oluyor:

“Sen hangi takımlısın?”

Futbolun en demokratik taraflarından biri de bu.

Forumların Efsane Teorileri

İnternet forumlarında yıllardır çeşitli teoriler dolaşır.

Kimileri belirli takımların belirli topluluklar tarafından daha fazla desteklendiğini söyler.

Kimileri bunu şehir dağılımlarına bağlar.

Kimileri siyasi tercihler üzerinden açıklamaya çalışır.

Fakat güvenilir veriler incelendiğinde, Alevilerin tamamının veya çoğunluğunun belirli bir takımı tuttuğunu kanıtlayan bilimsel bir araştırma bulunmamaktadır.

Bunun yerine görülen şey şudur:

Türkiye'nin üç büyük kulübü olan:

* Galatasaray

* Fenerbahçe

* Beşiktaş

hemen her toplumsal kesimden taraftara sahiptir.

Aleviler de bunun dışında değildir.

Kadınların Yaklaşımı: Tribünün İnsan Tarafı

Futbol sohbetlerinde ilginç bir gözlem dikkat çekiyor.

Bazı kadın taraftarlar takım tercihlerini anlatırken yalnızca kupalara veya puan tablolarına odaklanmıyor. İnsan hikâyelerine, aidiyet duygusuna ve kurulan ilişkilere daha fazla vurgu yapabiliyorlar.

Bir kadın taraftarın şu sözü aklımda kalmıştı:

“Takımı sevmem, bana çocukluğumu hatırlatıyor.”

Bu yaklaşım aslında futbolun sosyal yönünü gösteriyor.

Tribün sadece skorların konuşulduğu bir yer değil.

Arkadaşlıkların kurulduğu,

anıların biriktiği,

kuşakların birbirine bağlandığı bir alan.

Bu nedenle taraftarlık bazen mantıktan çok hatıralarla açıklanabiliyor.

Erkeklerin Yaklaşımı: Sonsuz Analiz ve Bitmeyen Strateji

Öte yandan bazı erkek taraftarların futbol konuşurken adeta kulübün sportif direktörü gibi davranması da ayrı bir eğlence kaynağı.

Basit bir soru sorarsınız:

“Niye bu takımı tutuyorsun?”

Cevap gelir:

“1998 ile 2004 arasındaki altyapı yapılanmasını incelersen aslında olay çok net.”

Kimsenin böyle bir inceleme yapmadığını bilmesine rağmen anlatmaya devam eder.

Transfer bütçeleri,

oyun planları,

pres organizasyonları,

bek oyuncularının iç koridor kullanımı...

Konu bir anda UEFA seminerine dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu:

Bu tür yaklaşımlar tüm erkekler için geçerli değildir. Futbolu tamamen duygusal yaşayan erkekler olduğu gibi, son derece analitik yaklaşan kadın taraftarlar da vardır.

Futbolun güzelliği biraz da bu çeşitlilikten geliyor.

Kimlikler ve Taraftarlık Arasındaki İnce Çizgi

Toplum bazen insanları kategorilere ayırmayı sever.

Bir kişinin nereli olduğu,

hangi inanca sahip olduğu,

hangi mesleği yaptığı öğrenildiğinde hemen başka özellikleri de tahmin edilmeye çalışılır.

Fakat gerçek hayat çoğu zaman bu kestirmeleri boşa çıkarır.

Alevi olup fanatik Fenerbahçeli olan da vardır.

Alevi olup çocukluğundan beri Galatasaraylı olan da.

Alevi olup Beşiktaş tribünlerinde büyüyen de.

Hatta futbolla hiç ilgilenmeyenler de.

Bu durum bize önemli bir şey hatırlatıyor:

Kimlikler insanları anlamak için ipuçları verebilir ama onları tamamen açıklamaz.

Futbolun Belki de En Güzel Tarafı

Bir derbi günü tribüne baktığınızda yan yana oturan insanların hikâyeleri birbirinden tamamen farklı olabilir.

Farklı şehirlerden,

farklı ailelerden,

farklı kültürlerden,

farklı inançlardan gelen insanlar aynı golde ayağa kalkabilir.

Belki de futbolun toplumsal açıdan en ilginç yönü budur.

Bazen insanların farklılıklarını görünmez hale getirmez ama ortak bir heyecanın etrafında buluşturabilir.

Bu yüzden “Aleviler hangi takımı tutuyor?” sorusundan daha ilginç bir soru şu olabilir:

Neden insanları önce tuttukları takımla, sonra da ait oldukları topluluklarla tanımlama ihtiyacı hissediyoruz?

Sizce taraftarlık daha çok aileden mi geçiyor, yaşanılan şehirden mi etkileniyor, yoksa tamamen kişisel bir tercih mi?

Ve en önemlisi:

Bir gün bütün taraftarlar hakem kararlarında anlaşabilirse, acaba o gün futbolun büyüsü bozulur mu?