RAM
New member
İştirak Edelim Ne Demek? Bir Toplumsal ve Psikolojik İnceleme
İştirak etmek, Türkçeye Arapçadan geçmiş bir kelime olup, bir şeyin içine katılmak, ortak olmak veya dahil olmak anlamlarına gelir. Bu basit tanım, kelimenin içeriğinde aslında daha derin anlamlar barındırmaktadır. Peki, "iştirak etmek" sadece fiziki bir katılım mıdır, yoksa toplumsal bir sorumluluk, psikolojik bir bağlılık ya da bireysel bir tercih midir? Bu yazıda, kelimenin anlamını sadece sözlükle sınırlı kalmadan, toplumsal ve psikolojik bağlamda tartışacağım.
İştirak etmenin anlamı, kişisel deneyimler, toplumsal normlar ve kültürel algılarla şekillenir. Ancak, bu anlamların kadınlar ve erkekler arasında nasıl farklılaştığı üzerine daha derin bir inceleme yapalım. Erkekler genellikle objektif, veri odaklı ve pragmatik bir bakış açısı sergilerken; kadınlar çoğunlukla duygusal, toplumsal ve ilişkisel etkilere daha duyarlı bir perspektife sahiptir. Bu bakış açıları arasındaki farklar, iştirak etmenin yalnızca kelime anlamından çok daha fazla şey ifade etmesine yol açar.
Erkeklerin Objektif Bakışı: Katılımın Pratik Yönleri
Erkeklerin iştirak etme şekli, genellikle daha pragmatik ve fonksiyonel bir anlayışa dayanır. Bu grup, bir topluluk veya organizasyonun içine katılmayı, somut bir amaca hizmet etmek veya belirli bir hedefe ulaşmak için bir araç olarak görür. Katılım, başarıya giden yolda bir adım olarak değerlendirilir. Bu, sadece bireysel olarak değil, aynı zamanda toplumsal yapı içerisinde bir başarı ya da kazanım elde etme arzusunu da yansıtır.
Örneğin, iş dünyasında veya siyaset gibi rekabetçi alanlarda iştirak etmek, genellikle stratejik bir karardır. Erkekler, çoğunlukla katılımın ardında bir amaç arar: daha fazla güç, kontrol, kaynak elde etme veya kariyerlerini ilerletme. Veri odaklı bir yaklaşım benimseyerek, katılımın etkinliğini ölçmeyi, hedeflere ne kadar yaklaşıldığını değerlendirmeyi ve verimliliği artırmayı ön planda tutarlar. Bu bakış açısıyla, iştirak etmek, bir takımın parçası olmak veya sosyal bir sorumluluğu yerine getirmekten çok, kişisel kazanımların arttığı bir süreç olarak görülür.
Sosyolojik araştırmalar, erkeklerin daha çok bireysel hedeflere ulaşma amacıyla grup aktivitelerine katıldığını ve bu aktivitelerin sonucunda somut bir fayda görmeyi beklediklerini göstermektedir (Berkowitz, 2016).
Kadınların Duygusal ve Toplumsal Bakışı: Katılımın İlişkisel Yönleri
Kadınlar için iştirak etmek, çoğu zaman daha duygusal ve toplumsal bir bağlamda anlam bulur. Bu grup, bir topluluğa katılmayı, daha çok toplumsal bağlar kurmak, duygusal destek sağlamak ve insanlarla daha derin ilişkiler geliştirmek için bir fırsat olarak değerlendirir. Katılım, bir aidiyet duygusu yaratma ve başkalarına yardım etme amacını taşır. Bu bakış açısı, çoğu zaman toplumsal normlarla şekillenir. Kadınlar, özellikle sosyal ve toplumsal rollerine duyarlı olarak, katılımı bireysel bir kazançtan çok, başkalarına fayda sağlamanın, yardımlaşmanın ve toplumsal dayanışmanın bir yolu olarak görürler.
Bir kadının bir sosyal organizasyona veya topluluğa katılma motivasyonu, çoğu zaman ilişkisel bir temele dayanır. Aile, arkadaşlar veya toplum içindeki diğer kadınlarla olan bağlar, katılım kararını şekillendiren faktörler arasında öne çıkar. Örneğin, gönüllülük veya sivil toplum örgütlerine katılım, kadınlar için çoğu zaman toplumda pozitif bir değişim yaratma, bir farkındalık oluşturma ve daha sağlıklı bir sosyal yapı inşa etme arzusuyla ilişkilidir.
Birçok araştırma, kadınların katılım süreçlerinde başkalarının duygusal ihtiyaçlarına ve toplumsal faydalara daha fazla odaklandığını belirtmektedir. Kadınlar, gruptaki diğer üyelerin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, birlikte daha uyumlu ve destekleyici bir ortam yaratmayı amaçlarlar (Gilligan, 1982).
Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme: Hedefler ve Yöntemler
Erkeklerin ve kadınların iştirak etme biçimleri arasında belirgin farklar olsa da, her iki bakış açısının da güçlü yanları bulunmaktadır. Erkeklerin pratik, hedef odaklı yaklaşımı, organizasyonların ve projelerin etkinliğini artırabilir. Öte yandan, kadınların duygusal ve toplumsal odaklı yaklaşımı, daha kapsayıcı ve empatik bir ortam yaratır. Bu iki bakış açısı, birbirini tamamlayan bir şekilde çalışabilir. Bir organizasyon veya topluluk için, hem somut hedeflere ulaşma hem de insan ilişkilerini güçlü tutma gereklidir.
Örneğin, bir şirketin liderlik pozisyonundaki bir erkek, etkin bir şekilde katılım sağlayarak, işin verimliliğini artırma ve şirketin karını artırma amacını güdebilir. Fakat bir kadının bu organizasyona katılması, çoğu zaman işyerindeki toplumsal ilişkilerin güçlendirilmesi, çalışanlar arasında dayanışmanın teşvik edilmesi ve daha insancıl bir çalışma ortamının yaratılmasıyla ilgilidir.
Katılımın Etkileri: Hem Toplumsal Hem Kişisel
İştirak etmek, yalnızca bireysel olarak kazanılan bir şey değildir; toplumsal açıdan da önemli etkiler yaratabilir. Erkeklerin daha hedef odaklı katılımı, bazen toplumsal yapıların daha rekabetçi ve hiyerarşik olmasına neden olabilirken; kadınların daha toplumsal bağlar kurmaya yönelik katılımı, dayanışma ve eşitlik duygusunu güçlendirebilir. Ancak her iki yaklaşımda da aşırıya kaçan bir durum, toplumda dengeyi bozan veya bireyler arasında dışlanmaya neden olan bir etki yaratabilir.
Siz Ne Düşünüyorsunuz?
İştirak etmenin sadece bir sosyal aktivite olmanın ötesinde, toplumsal cinsiyet rollerinin ve kişisel tercihlerimizin nasıl şekillendiğini daha derinlemesine anlamamıza yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Erkeklerin ve kadınların katılım biçimlerinin farklılıkları, toplumda daha geniş bir dengeyi sağlamak adına nasıl kullanılabilir? Kadın ve erkekler arasında daha eşitlikçi bir katılım modelini nasıl yaratabiliriz? Düşüncelerinizi paylaşarak bu konuda daha derinlemesine bir tartışma başlatabiliriz.
Kaynaklar:
Berkowitz, A. D. (2016). Social norms and the prevention of sexual violence. *Psychology of Violence, 6(1), 43-51.
Gilligan, C. (1982). In a Different Voice: Psychological Theory and Women’s Development. *Harvard University Press.
İştirak etmek, Türkçeye Arapçadan geçmiş bir kelime olup, bir şeyin içine katılmak, ortak olmak veya dahil olmak anlamlarına gelir. Bu basit tanım, kelimenin içeriğinde aslında daha derin anlamlar barındırmaktadır. Peki, "iştirak etmek" sadece fiziki bir katılım mıdır, yoksa toplumsal bir sorumluluk, psikolojik bir bağlılık ya da bireysel bir tercih midir? Bu yazıda, kelimenin anlamını sadece sözlükle sınırlı kalmadan, toplumsal ve psikolojik bağlamda tartışacağım.
İştirak etmenin anlamı, kişisel deneyimler, toplumsal normlar ve kültürel algılarla şekillenir. Ancak, bu anlamların kadınlar ve erkekler arasında nasıl farklılaştığı üzerine daha derin bir inceleme yapalım. Erkekler genellikle objektif, veri odaklı ve pragmatik bir bakış açısı sergilerken; kadınlar çoğunlukla duygusal, toplumsal ve ilişkisel etkilere daha duyarlı bir perspektife sahiptir. Bu bakış açıları arasındaki farklar, iştirak etmenin yalnızca kelime anlamından çok daha fazla şey ifade etmesine yol açar.
Erkeklerin Objektif Bakışı: Katılımın Pratik Yönleri
Erkeklerin iştirak etme şekli, genellikle daha pragmatik ve fonksiyonel bir anlayışa dayanır. Bu grup, bir topluluk veya organizasyonun içine katılmayı, somut bir amaca hizmet etmek veya belirli bir hedefe ulaşmak için bir araç olarak görür. Katılım, başarıya giden yolda bir adım olarak değerlendirilir. Bu, sadece bireysel olarak değil, aynı zamanda toplumsal yapı içerisinde bir başarı ya da kazanım elde etme arzusunu da yansıtır.
Örneğin, iş dünyasında veya siyaset gibi rekabetçi alanlarda iştirak etmek, genellikle stratejik bir karardır. Erkekler, çoğunlukla katılımın ardında bir amaç arar: daha fazla güç, kontrol, kaynak elde etme veya kariyerlerini ilerletme. Veri odaklı bir yaklaşım benimseyerek, katılımın etkinliğini ölçmeyi, hedeflere ne kadar yaklaşıldığını değerlendirmeyi ve verimliliği artırmayı ön planda tutarlar. Bu bakış açısıyla, iştirak etmek, bir takımın parçası olmak veya sosyal bir sorumluluğu yerine getirmekten çok, kişisel kazanımların arttığı bir süreç olarak görülür.
Sosyolojik araştırmalar, erkeklerin daha çok bireysel hedeflere ulaşma amacıyla grup aktivitelerine katıldığını ve bu aktivitelerin sonucunda somut bir fayda görmeyi beklediklerini göstermektedir (Berkowitz, 2016).
Kadınların Duygusal ve Toplumsal Bakışı: Katılımın İlişkisel Yönleri
Kadınlar için iştirak etmek, çoğu zaman daha duygusal ve toplumsal bir bağlamda anlam bulur. Bu grup, bir topluluğa katılmayı, daha çok toplumsal bağlar kurmak, duygusal destek sağlamak ve insanlarla daha derin ilişkiler geliştirmek için bir fırsat olarak değerlendirir. Katılım, bir aidiyet duygusu yaratma ve başkalarına yardım etme amacını taşır. Bu bakış açısı, çoğu zaman toplumsal normlarla şekillenir. Kadınlar, özellikle sosyal ve toplumsal rollerine duyarlı olarak, katılımı bireysel bir kazançtan çok, başkalarına fayda sağlamanın, yardımlaşmanın ve toplumsal dayanışmanın bir yolu olarak görürler.
Bir kadının bir sosyal organizasyona veya topluluğa katılma motivasyonu, çoğu zaman ilişkisel bir temele dayanır. Aile, arkadaşlar veya toplum içindeki diğer kadınlarla olan bağlar, katılım kararını şekillendiren faktörler arasında öne çıkar. Örneğin, gönüllülük veya sivil toplum örgütlerine katılım, kadınlar için çoğu zaman toplumda pozitif bir değişim yaratma, bir farkındalık oluşturma ve daha sağlıklı bir sosyal yapı inşa etme arzusuyla ilişkilidir.
Birçok araştırma, kadınların katılım süreçlerinde başkalarının duygusal ihtiyaçlarına ve toplumsal faydalara daha fazla odaklandığını belirtmektedir. Kadınlar, gruptaki diğer üyelerin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, birlikte daha uyumlu ve destekleyici bir ortam yaratmayı amaçlarlar (Gilligan, 1982).
Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme: Hedefler ve Yöntemler
Erkeklerin ve kadınların iştirak etme biçimleri arasında belirgin farklar olsa da, her iki bakış açısının da güçlü yanları bulunmaktadır. Erkeklerin pratik, hedef odaklı yaklaşımı, organizasyonların ve projelerin etkinliğini artırabilir. Öte yandan, kadınların duygusal ve toplumsal odaklı yaklaşımı, daha kapsayıcı ve empatik bir ortam yaratır. Bu iki bakış açısı, birbirini tamamlayan bir şekilde çalışabilir. Bir organizasyon veya topluluk için, hem somut hedeflere ulaşma hem de insan ilişkilerini güçlü tutma gereklidir.
Örneğin, bir şirketin liderlik pozisyonundaki bir erkek, etkin bir şekilde katılım sağlayarak, işin verimliliğini artırma ve şirketin karını artırma amacını güdebilir. Fakat bir kadının bu organizasyona katılması, çoğu zaman işyerindeki toplumsal ilişkilerin güçlendirilmesi, çalışanlar arasında dayanışmanın teşvik edilmesi ve daha insancıl bir çalışma ortamının yaratılmasıyla ilgilidir.
Katılımın Etkileri: Hem Toplumsal Hem Kişisel
İştirak etmek, yalnızca bireysel olarak kazanılan bir şey değildir; toplumsal açıdan da önemli etkiler yaratabilir. Erkeklerin daha hedef odaklı katılımı, bazen toplumsal yapıların daha rekabetçi ve hiyerarşik olmasına neden olabilirken; kadınların daha toplumsal bağlar kurmaya yönelik katılımı, dayanışma ve eşitlik duygusunu güçlendirebilir. Ancak her iki yaklaşımda da aşırıya kaçan bir durum, toplumda dengeyi bozan veya bireyler arasında dışlanmaya neden olan bir etki yaratabilir.
Siz Ne Düşünüyorsunuz?
İştirak etmenin sadece bir sosyal aktivite olmanın ötesinde, toplumsal cinsiyet rollerinin ve kişisel tercihlerimizin nasıl şekillendiğini daha derinlemesine anlamamıza yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Erkeklerin ve kadınların katılım biçimlerinin farklılıkları, toplumda daha geniş bir dengeyi sağlamak adına nasıl kullanılabilir? Kadın ve erkekler arasında daha eşitlikçi bir katılım modelini nasıl yaratabiliriz? Düşüncelerinizi paylaşarak bu konuda daha derinlemesine bir tartışma başlatabiliriz.
Kaynaklar:
Berkowitz, A. D. (2016). Social norms and the prevention of sexual violence. *Psychology of Violence, 6(1), 43-51.
Gilligan, C. (1982). In a Different Voice: Psychological Theory and Women’s Development. *Harvard University Press.